Ana Sayfa Genel, Gündem, Tarım 18 Mayıs 2026 28 Görüntüleme

NECDET TOPÇUOĞLU KALEME ALDI ”TARIM TOPRAĞI KATLİAMI”

Toprak, bünyesinde her türlü organik madde ve besini bulunduran, üzerinde bulunan hayvan ve bitkilerin beslenmelerini temin ederek, yaşamalarına imkan sağlayan, yer kabuğunun ince bir tabakasıdır. Meydana gelmesi oldukça zor ve zaman almaktadır. Bilim insanları 1 cm kalınlığındaki toprağın ancak 50 bin yılda meydana geldiğini ifade etmektedirler.
Katliam, yok etmek demektir. Bu anlamda Türkiye’de üzülerek ifade ediyorum ki, toprak katliamı yapılmaktadır. Halbuki insanlar o toprağın kimyasal ve biyolojik yapısını bir tanısalar, inanın üstüne basmaya bile kıyamazlar. Toprak bizatihi canlıdır. Bünyesinde milyonlarca mikro organizma bulunmaktadır. Her mikro organizmanın farklı bir görevi bulunmaktadır. Onların faaliyetleri sonucunda organik maddeler parçalanarak bitki besin maddesi haline dönüşmektedir.
İnsanoğlunun topraktan geldiğine inanılır. İnsanlar toprakta yetişen bitkisel ve hayvansal gıdalardan beslenerek yaşamlarını sürdürürler. İşte bu nedenle toprağa ‘’Toprak Ana’’ denilmektedir. Toprak ana, insanları besler, yaşatır ve yaşamın sona ermesiyle yine koynuna alır. Bu nedenle toprağa, bizi doğuran ana kadar değer vermeli ve saygılı olmalıyız.
Şöyle bir düşünüp, toprakta yetişen bütün meyve ve sebzeleri, endemik, tıbbi ve ıtri bitkileri, ormanları gözümüzün önünde canlandıralım. Meyve ve sebzelerin bünyesindeki her türlü vitamin ve mineral maddeleri, tıbbi ve ıtri bitkiler içindeki derdimize deva olan şifa maddelerini düşünelim. İşte bunların tamamı, topraktan alınmaktadır. Sadece bu bakış açısı bile toprağın sahip olduğu değeri ve zenginliği anlamaya yetmektedir.
Toprak, başta doğal afetler ve insanoğlu tarafından büyük zararlara uğratılmaktadır. Doğal afetlerinin en önemlileri, rüzgar erozyonu ve sellerdir. Türkiye’nin birçok bölgesinde ve özellikle Orta Anadolu bölgesinde rüzgar erozyonu sebebi ile topraklarımız zarar görmekte ve meydana gelen kum fırtınaları ile çölleşmektedir. Her yıl Kıbrıs adası büyüklüğünde vatan toprağının seller sebebiyle denizlere sürüklendiği hesaplanmaktadır. Ne rüzgar erozyonuna karşı yeterince ağaçlandırma çalışmasının, nede sellere karşı nehir ve derelerimizde ıslah ve kontrol çalışmasının yapıldığını söylemek mümkün değildir.
Diğer taraftan insanoğlu toprağa doğal afetlerden daha fazla zarar vermektedir. Toprak asla su olmadan düşünülemez. Su olmadan bitki besin maddeleri mobil hale geçerek bitkiler tarafından alınamaz. Ancak bilinçsiz bir su kullanımı toprağı çoraklaştırarak yok etmektedir. Topraktaki taban suyu derinliği asgari 125 cm olmalıdır. Bu ölçüden daha fazla yüzeye yaklaşırsa, buharlaşma yolu ile tuz yüzeye çıkar ve ikinci derece tuzlulaşma meydana gelerek toprak kullanılmaz hale gelir. Şanlıurfa Akçakale ve Harran Ovası toprakları vahşi sulama sebebiyle çoraklaşarak üretim dışı kalmıştır.
Gübreleme, bitkilerin topraktan tüketmiş oldukları bitki besin maddeleri ve mineral maddelerinin yeniden torağa kazandırılmasıdır. Bu işlemin organik veya kimyasal gübrelerle yapılması mümkündür. Ancak, toprak tahlili yapılmadan, toprakta hangi mineral maddelerin eksik olduğunu tespit edilmeden, toptancı bir anlayışla Azot, Fosfor ve Potasyum terkipli gübrelerin toprağa verilmesi, toprakta mineral madde birikmesine neden olmaktadır. Bu durum topraklarımızın verimliliğini zamanla yok etmektedir. Halbuki toprak verimliliğini olumsuz yönde etkileyen en öneli mineral madde eksikliği, demir, çinko gibi mikro mineral madde eksikliğidir. Gübreleme rastgele değil, bilinçli ve tekniğine uygun bir şekilde yapılmalıdır.
Son yıllarda ithal edilerek kullanılan, genleri ile oynanmış (GDO) tohumlukların da topraklarımıza zarar verdiği bilinmektedir. Niğde yöresi toprakları, patates siğili hastalığına karşı 26 yıl karantinaya alınmıştır. Genleri ile oynanmış organizmalardan, tarlalardaki yabacı otlara yatay gen kaçışı olduğundan, bu otlara karşı kullanılan seçici kimyasal ilaçların etkili olmadığı görülmektedir. Topraklarımızın mikro organizma yapısının korunması da büyük önem taşımaktadır.
Kentsel yerleşimlere bir bakalım. Tarım toprakları inşaata ve sanayi yatırımlarına önlenemez bir şekilde açılmaktadır. Kanun tanımaz bir şekilde bu ranta yönelik faaliyetler devam etmektedir. Türkiye nüfusunun az olduğu yıllarda, her türlü yerleşim yeri tarım arazilerinin dışına kurulmuştur. Ancak son yıllarda birinci sınıf tarım arazileri sorumsuz bir şekilde inşaata açılmaktadır. Görevim gereği Türkiye’nin her tarafını gördüm. Ayrım yapılmaksızın bütün il ve ilçelerde toprak işgali ve katliamı devam etmektedir.
Yıllar önce Kaynak “Kullanımını Destekleme Fonu”ndan, et ve yumurta tavukçuluğu tesisleri kurulurken yer seçimlerine karşı çıkmıştım. Ankara-Çorum kara yolu çevresine yoğun bir şekilde tavukçuluk tesisleri kurulmuştu. Daha sonra görüldü ki, çevreye yayılan ağır kokular sebeniyle, kara yolunda araçla seyahat yapmak zor hale gelmiştir. Son yıllarda söz konusu tesislerde üretim durdurulmuş olup, atıl vaziyette çürümeye terk edilmiştir. Bilinçsizce yapılan yer seçimi sebebiyle kaynaklar israf edilmiştir.
Hayvancılık ve tavukçuluk tesisleri rastgele yerlere kurulamaz. Kentsel planlarda sanayi bölgeleri nasıl planlanıyorsa, hayvancılık ve tavukçuluk tesisilerinin de plânda belirtilmesi zorunludur. Yer seçiminde, hayvansal atıklar ve kötü koku gibi olumsuzlukkarın, bitkisel üretim ve insan yaşamına zarar vermemesi için, her türlü teknik ayrıntıya dikkat edilmelidir. Yatarım başvurularına izin verilirken söz konusu plânlar dikkate alınarak izin verilmelidir.
Son yıllarda yatırım izinleri verilirken, ya mevzuat hükümlerine uyulmamakta, ya da çevresinden dolanılmaktadır. İnsan yaşamını olumlu veya olumsuz olarak etkileyecek her türlü yatırım, Çevresel Etki Değerlendirilmesine tabi tutulmalıdır. Yapılan yanlışlıkların mahkemeler yolu ile düzeltilmesi, kaynak israfına neden olmaktadır. Hiç kimse yaptığı yatırımın insan yaşamına zarar vermesi ayrıcalığına sahip değildir.
Geçenlerde okuduğum bir makalede, Denizli İli, Baklan İlçesi, Boğaziçi Mahallesi arazilerinde tavukçuluk tesisleri kurulduğu belirtilmektedir. O bölgeyi çok iyi bilirim. İnsanların yıllardan beri yaşamakta olduğu çevrenin yaşam kalitesini bozmaya kimsenin hakkı yoktur. Siz yatırımı yapın izin arkasından çıkar demek, hukuku arkadan dolanmak demektir. Hiçbir yatırım, insanların sağlıklı yaşamlarından daha değerli değildir. Denizli Valiliğinin konuya hassasiyetle yaklaşacağına inanıyorum.
Necdet TOPÇUOĞLU
(17, Mayıs, 2026-Ankara)
Ziraat Yüksek Mühendisi

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Hazır Site by Uzman Tescil