Sultan Abdülhamid’in 34. Osmanlı Padişahı olarak, 31 Ağustos 1879- 27 Nisan 1909 tarihine kadar toplam 33 yıllık saltanatının sona erip saraydan sürgün edildiği yıllarda, Başkâtibi olan Mâbeyn-i Hümayun Başkâtibi Hasan Tahsin Paşa’nın saraydan sürgün edildikten sonraki hayatı hakkında, bugüne kadar bilinmeyenler
H Tahsin paşa hakkında farklı bilgiler bugüne kadar yazlar yayınlamış olmasına rağmen gerçekte paşanın sürgün sonrası nereye gittiği nerede yaşadığı hakkında bilgiler yayınlanmamış paşa sır olarak kalmayı başarmış Ata yurduna döndüğünde kendini gizlememiş köyünde sakin bir hayat sürmüş onun gerçek hikayesi araştırmaya değer o Osmanlı imparatorluğu yıldız sarayında Türk olduğunu hiç gizlememiş Anadolu nun küçük bir köyünden yıldız sarayına uzanan hayatı ve sonrası yıllar önce ayrıldığı topraklara geri köyüne dönüşü
hüzünlü olsa da o yaşama sıkı sıkı tutunmuş
II. Abdülhamit’in Mabeyn Başkâtibi Hasan Tahsin Paşa’
II. Abdülhamit’in on dört yıl boyunca Mabeyn Başkâtipliği görevini yürüten Hasan Tahsin Paşa, henüz on üç yaşındayken Bâb-ı Âli’ye çırak olarak girdi ve burada devlet yönetiminin geleneklerini öğrendi. Bahriye Nezareti mektupçusu olarak görev yaparken, Süreyya Paşa’nın vefatı üzerine 24 Kasım 1894’te Mabeyn Başkâtipliği görevine atandı. Bu görevini 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanına kadar sürdürdü. Hayatının son yıllarını ise Ege’nin küçük bir köyünde, sessizlik içinde tamamladı.
Hasan Tahsin Paşa’nın yazısı çok güzel olduğu halde, yabancı dil bilmemesi dikkat çekiciydi. Bu durum, II. Abdülhamit için olumlu bir özellikti. Çünkü bu sayede Tahsin Paşa’nın yabancı elçilerle doğrudan bilgi alışverişinde bulunması mümkün olmayacak, sarayın gizliliği korunmuş olacaktı.
Tahsin Paşa’nın Verdiği Bir Jurnal Örneği (30 Ocak 1901)
“Mahdum-u vâlâyı meşihatpenahileri beyefendi hazretlerinin dün akşam Bank-ı Osmani Müdürü’nün Beyoğlu’nda vermiş olduğu balolarda bulunduğu mesmu-u âli duyurulmuş olup, müşarileyhin bu gibi mahallerde dolaşması, zât-ı sâmî-i meşihatpenahilerinin, taraf-ı eşref-i cenâb-ı hilâfetpenâhiye olan kudûm-u ubûdiyet ve husûsiyeti dolayısıyla kendisine buyurulmuş olan rütbe ve haysiyet ile mütenasip görülmemektedir. Bu konu, emir ve ferman-ı hümâyun-u Hazret-i Hilâfetpenâhiye arz olunur.”
(“Meşihatpenahileri’nin muhterem oğullarının (mahdum-u vâlâ) dün akşam Bank-ı Osmani Müdürü tarafından Beyoğlu’nda düzenlenen balolara katıldığı öğrenilmiş olup, adı geçen kişinin bu gibi ortamlarda bulunması, zat-ı âlînizin Halife Hazretleri’ne (Hilâfetpenâhi) bağlılık ve özel konumu nedeniyle kendisine verilmiş olan rütbe ve itibarla bağdaşmamaktadır. Konu, Halife Hazretleri’nin yüce emir ve takdirlerine arz olunur.”)
– Serkâtibi Hazret-i Şehriyari Tahsin
İstanbul’a Elveda
H. Tahsin Paşa, sürgün yıllarında yaşamını daha da zorlaştıracak ciddi bir olumsuzlukla karşılaşmamıştır. Kendi topraklarına dönmenin huzurunu yaşamış; yeni bir yaşama tutunmaya başlarken, hayal kırıklıklarına ve karşılaşacağı zorluklara göğüs germiştir.
Saray yıllarını geride bırakıp zor günlere kendini hazırlamış, geçmişi bir kenara koyarak köy hayatına hiç yabancılık çekmeden uyum sağlamıştır
.Tarihin dürüst paşası unutulmamalı; onun köydeki yaşamı, ibret alınacak bir hayat olarak kayda geçmelidir.H. Tahsin Paşa için bu mecburi gelişten ziyade , sürgündense de , ” İstanbul a bir daha geri dönmemek üzere” gerçekleşmiştir. “Olan oldu, elden ne gelir? Yerleşelim buralara, kök salalım ama doğup geldiğimiz ata toprakları da unutmayalım!” diyerek yeni bir hayatı benimsemiştir. İmparatorluğun meşakkatli yıllarında sarayda görev yapan paşa, Ata yurduna dönmesiyle sade bir yaşama adım atmıştır.
Saraydan Köye Uzanan Sır Dolu Bir Hayat
Büyük bir imparatorluğun ve onun 33 yıllık saltanatının yıkılışından sonra saraydan ayrılan Hasan Tahsin Paşa’nın hayatı uzun süre sır olarak kaldı. O, Osmanlı sarayının dürüst ve güvenilir bir paşası, aynı zamanda bir tıbbiyeli öğrencinin babasıydı. Saraydan ayrıldıktan sonra memleketin bağrında sessiz bir hayat sürmeye başladı. II. Abdülhamit döneminde Mabeyn Başkâtibi olarak görev yapan Tahsin Paşa’nın sürgünle başlayan hayatı, Ege’nin sakin bir köyü olan bugünkü adıyla Bekilli ve diğer köylerde sürdü
II. Meşrutiyet’in ilanından sonra İttihatçılar tarafından görevden alınan ve sürgün edilen 2 Abdulhamid dönemi sır katibi olan ve Tahsin Paşa’nın, yıllar sonra Denizli’nin Bekilli ilçesine ve oradan Çal kebir e gelip görev yapması bir tesadüf değildi. Bu köy, yüzyıllar boyunca medreseleriyle tanınan, eğitim ve ilimle yoğrulmuş Türkmen nüfusunun yoğunlukta olduğu bir yerdi. Tahsin Paşa’nın köklerinin bu arada Bekilli ye dayanıyor olması, onun saray sonrası buraya dönmesini anlamlı kılmaktadır.
Bazı kaynaklara göre Tahsin Paşa, . Namazlarını düzenli kıldığı, orucunu tuttuğu ve dindar bir kişiliğe sahip olduğu belirtilmiştir. Bu konuda dönemin tanınmış simalarından İsmail Müştak Bey de Tahsin Paşa’nın dini hassasiyetleri olan bir kişi olduğunu ifade etmiştir. paşanın Bekilli ye yakın köylerde camide hoca olarak görev yaptığı biliniyor.
Ayrıca bölgenin kalem işi süslemeleri ile bilinen Çalkebir Türkmen camisinde gönüllü hocalık yaptığı bilinmektedir.
Paşanın Mezarı Anadolu’da
Tahsin Paşa hakkında bugüne kadar birçok kaynakta Selanik’e sürgün edildiğine dair bilgiler yer alsa da, bu sürgünün ne kadar süre olduğu kesin olarak bilinmemektedir.
II. Abdülhamid tarafından Yıldız Sarayı’ndaki yönetim sisteminde, Mabeyn-i Hümayun Dairesi’nde Başkâtip olarak görevlendirilen H. Tahsin Paşa, 1894–1908 yılları arasında bu görevde 14 yıl boyunca hizmet etmiştir. Ancak İstanbul’dan sürgün edildikten sonraki hayatı uzun süre bilinmezliğini korumuştur.
Paşanın sürgün edilmesinden sonra yaşamının İstanbul’da son bulduğu yönündeki bilgiler ise gerçeği yansıtmamaktadır.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde II. Abdülhamit’in en güvendiği isimlerden biri olan ve 14 yıl boyunca Mabeyn Başkâtibi olarak görev yapan Hasan Tahsin Paşa’nın mezarının Anadolu’da, Ege’nin küçük bir köyünde olduğu bilgisini ilk kez burada paylaşıyoruz.
İstanbul’daki uzun görev süresinin ardından Anadolu’nun sakin bir köyüne yerleşmiş olması, onun Çal-Bekilli kökenli bir Türkmen olduğunun ve köklerine geri dönmek istediğinin bir işareti olarak yorumlanabilir. Aynı zamanda bu, onun saray sonrası izini kaybettirmeyi tercih ettiğini de göstermektedir.
ARAŞTIRMACI YAZAR : AHMET AKBAY
Kaynaklar;
Turgut Çeviker/ İbret Albümü -1908 Eylül
Belleten